Türk Medeni Hukuku
Zilyetliğe Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davası
Zilyetliğe dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davalarında, taşınmazın dava sürecinde kamu malı niteliğine dönüşmesi halinde nasıl bir karar verileceği konusunda Yargıtay önemli bir değerlendirmede bulunmuştur.
Uyuşmazlığın Konusu
Davacı, Hazine adına kayıtlı bulunan taşınmazın babasından kendisine miras yoluyla kaldığını, aile içindeki paylaşım sonucunda taşınmazın kendisine geçtiğini ve uzun yıllardır taşınmaz üzerinde malik sıfatıyla, aralıksız ve çekişmesiz şekilde zilyet olduğunu ileri sürerek Hazine adına olan tapu kaydının iptali ile taşınmazın kendi adına tescilini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesi ise davacının yalnızca tapu iptali ve tescil talebinde bulunduğu, ayrıca mülkiyetin kendisine ait olduğunun tespitini istemediği gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi
Dosyanın incelenmesi sırasında taşınmazın altından DSİ’ye ait bir kanal geçirildiği ve taşınmazın bu nedenle kamu emlakine dönüştüğü tespit edilmiştir.
Yargıtay, taşınmazın kamulaştırılmamış olmasının tek başına sonucu değiştirmeyeceğini; kanal nedeniyle taşınmazın kamu emlaki niteliğine dönüşmesi halinde artık tapu iptali ve tescil veya tescil kararı verilemeyeceğini değerlendirmiştir.
Ancak Yargıtay’a göre bu durum, davacının daha önce kazanmış olduğu mülkiyet hakkının ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir.
Somut olayda, DSİ tarafından kanal yapımına 1999 yılında başlanmış, davacının ise zilyetliğe dayalı mülkiyet kazanımı için gerekli 20 yıllık sürenin 1999 yılından önce dolduğu belirlenmiştir.
Bu nedenle davacının kazanma koşullarının kanal yapılmadan önce gerçekleştiği kabul edilmiştir.
Tapu İptali ve Tescil Yerine Mülkiyetin Tespiti
Yargıtay, taşınmazın sonradan kamu emlakine dönüşmesi nedeniyle tapu iptali ve tescil kararı verilemeyecek olsa da, kazanma koşulları daha önce tamamlanmış olan davacı bakımından mülkiyetin davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.
Ayrıca bu durumda davacıya, “tapu iptali ve tescil talebinden vazgeçip mülkiyetin tespitini isteyip istemediği” şeklinde bir seçim hakkı tanınmasına gerek bulunmadığını belirtmiştir. Hukuki durumun ortaya çıkmasıyla birlikte davanın mülkiyetin tespiti davasına dönüşmüş kabul edilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Kararın Önemi
Karar, zilyetliğe dayalı mülkiyet kazanımında kazanma koşullarının hangi tarihte gerçekleştiğinin önemini ortaya koymaktadır.
Özellikle taşınmazın daha sonra kamu emlakine dönüşmesi, zilyetlik yoluyla daha önce kazanılmış mülkiyet hakkının tespit edilmesine engel olarak görülmemiştir.
Bu nedenle benzer uyuşmazlıklarda;
- zilyetliğin başlangıç tarihi,
- zilyetliğin kesintisiz ve çekişmesiz olup olmadığı,
- 20 yıllık kazanma süresinin ne zaman dolduğu,
- taşınmazın kamu malı niteliğini ne zaman kazandığı,
- kamu hizmetine tahsis edilip edilmediği
gibi hususların birlikte değerlendirilmesi önem taşımaktadır.
Sonuç olarak: Zilyetliğe dayalı mülkiyet kazanma şartları taşınmaz kamu malı niteliğine dönüşmeden önce tamamlanmışsa, sonradan kamu emlakine dönüşmesi nedeniyle tapu iptali ve tescil mümkün olmasa dahi, şartları oluşmuşsa mülkiyetin davacıya ait olduğunun tespitine karar verilebilir.
- Hukuk Dairesi 2010/4282 2010/5509
Bu değerlendirme yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Somut olaylara uygulanması, dosyaya özgü bir değerlendirme gerektirir.